İçeriğe geç
Seçkin Can Şahin
DrawiumKurucu Ortak, CEOEkim 2011 – Mayıs 2012AnkaraKapandı

Kod yazmadan web sitenize rehberli tur

Drawium’da tek satır kod yazmadan rehberli tur kurulan bir araç yaptık. 1.500 başvuru arasından E-tohum 15’e seçildik, WSJ yazdı, Hacker News ana sayfasına çıktık — ve yedi ayın sonunda kapattık.

Yedi ay, üç geliştirici, 1.500 site sahibi ve dört büyük müşteri adayı. Yatırım bulunamayınca kapandı.

Rakamlarla Drawium

1.500 başvuru arasından
E-tohum 15
Ulaştığımız site sahibi
1.500
Hacker News ana sayfası
5. sıra

Drawium’u Ekim 2011’de Ankara’da kurduk. Derdimiz herkesin bildiği bir şeydi: insanlar bir siteye giriyor, ilk ekranı görüyor, ne yapacağını anlamıyor ve çıkıyordu. Çözümü de herkes biliyordu — kullanıcıyı elinden tutup gezdirmek. Ama o gezintiyi kurmanın tek yolu, bir geliştiricinin oturup her adımı elle kodlamasıydı. Yani ürünü en iyi bilen kişi, ürünü anlatabilmek için sıraya girip bir geliştirici bekliyordu.

Biz o sırayı ortadan kaldırmaya çalıştık.

Ürün nasıl çalışıyordu

Site sahibine, kendi sitesi için üretilmiş bir JavaScript kütüphanesi veriyorduk. O da bu satırı tarayıcısının adres çubuğuna yapıştırıyordu. Site kendi ekranında, kendi verisiyle, olduğu gibi açık duruyordu; tur da tam orada, tarayıcının içinde kuruluyordu. Şu düğmeyi işaretleyin, yanına şu cümleyi yazın, sonra kullanıcıyı şuraya götürün. Kaydedince tur yayındaydı.

Adres çubuğu ayrıntısı önemliydi. Kimseden sunucusuna dosya yüklemesini, kimseden bir sürüm çıkmasını beklemesini istemiyorduk. Site sahibi ürünü denemek için ekibinden onay almak zorunda kalmıyordu; bir satırı yapıştırıyor ve otuz saniye içinde kendi sitesinde çalışan bir tur görüyordu. Bir aracın benimsenip benimsenmemesi çoğu zaman ne yaptığına değil, denenmesinin ne kadar kolay olduğuna bağlı — bunu ilk orada gördüm.

Bu bir teknik gösteri değildi, bir konumlandırma tercihiydi. Turu kuran kişinin kod bilmesi gerekmiyordu, ürününü bilmesi yetiyordu. Pazarlamacı kurabiliyordu, destek ekibindeki biri kurabiliyordu, kurucu kendisi kurabiliyordu. Ürünün tamamı tek bir cümlenin üzerinde duruyordu ve o cümleyi en iyi biz değil, The Wall Street Journal yazdı:

A simple-to-use and code-free tool that allows website owners to build guided tours of their site.

Ben Rooney, Şubat 2012.

1.500 başvuru, 15 girişim, 15 saniye

Ocak 2012’de E-tohum’a başvurduk. E-tohum bir yılda 1.500 başvuru alıyor, aralarından 15 girişim seçiyordu. Bizi seçtiler.

Sonuçlar 400 kişilik bir salonda açıklandı. Adımızın okunmasıyla sahneye çıkmam arasında on beş saniye vardı ve o on beş saniyede hazırlayacak hiçbir şeyim yoktu. Elimde slayt yoktu, ezberlenmiş bir açılış cümlesi yoktu. Konuşmaya başladım ve ürünü anlattım — çünkü ürünü anlatmak için hazırlık gerekmiyordu, Ekim ayından beri sabahtan akşama onu düşünüyordum.

O gün öğrendiğim şey bugün de aklımda: bir ürünü otuz saniyede anlatamıyorsanız sorun anlatımda değil, üründedir.

Basın, sonra Hacker News

E-tohum’dan sonra basın kendiliğinden geldi. The Wall Street Journal Türkiye girişimlerini yazdı ve bizimle röportaj yaptı. İngilizce bir gazetenin, Ankara’da dört ay önce kurulmuş bir şirketi kendi cümleleriyle doğru anlatması tuhaf bir histi.

Ardından Drawium’u Hacker News’e koyduk ve ana sayfada beşinci sıraya çıktı. O gün gelen trafiği unutmuyorum: dünyanın her yerinden insanlar ürünü açıyor, adres çubuğuna satırı yapıştırıyor, kendi sitelerinde tur kuruyor ve bize yazıyorlardı. Ürünün işe yaradığını ilk kez o gün, kendi çevremizin dışından gelen insanlarla gördük.

Toplamda 1.500 web sitesi sahibine ulaştık. Üç geliştirici işe aldım ve yönettim; ilk kez benden başkasının maaşından sorumluydum.

Dört isim ve bir imza eksiği

İşin ticari tarafında da doğru yerlere geldik. Sahibinden.com, Doğan Online, Türk Ekonomi Bankası ve Yemeksepeti Drawium’u kullanmayı planlıyordu. Dördünün de aynı sorunu vardı: kullanıcıya arayüzü anlatmak.

Ama planlamak ile imzalamak arasındaki mesafeyi kapatacak nakit bizde yoktu. Bu ölçekteki bir şirkette bir aracın hayata geçmesi hukuk, güvenlik ve ürün ekiplerinden ayrı ayrı geçmek demek; her biri haftalar, bazen aylar sürüyor. Bizim gibi üç geliştiriciyle çalışan yedi aylık bir şirket için bu, geliri olmayan bir bekleme süresidir. Beklemeyi finanse edemedik.

Para tarafı

2011–2012’de Türkiye’de e-ticaret dışına yatırım yapan neredeyse kimse yoktu. Yatırımcının aradığı şey belliydi: sepet, ödeme, kargo, ciro. Yazılım satan, üstelik yurt dışına satması gereken bir araç, o dönemin yatırım tezine hiç uymuyordu. Toplantıların çoğu “güzel ürün ama biz e-ticaret bakıyoruz” diye bitiyordu.

Bir Avrupalı yatırımcı ilgileniyormuş gibi davrandı. Uzun toplantılar yaptık, sorular sordu, biz de ürünün nereye gideceğini tek tek anlattık. Notlar aldı. Sonra öğrendik ki o toplantıdan bir ay önce rakibimiz WalkMe’ye yatırım yapmıştı. Yani anlattığımız şey bir değerlendirme değil, bir bilgi toplamaydı — ve biz bunu ancak her şey olup bittikten sonra fark ettik.

Bugün hâlâ ilk toplantıda ürün yol haritamı bu kadar açtığım için kendimi haklı bulmuyorum. Ama o gün, ilgilenen tek yatırımcıya “anlatmam” demek de mümkün değildi.

Neden kapattık

Mayıs 2012’de kapattık. Sebebi tek bir cümleye sığıyor: para bitti ve yenisini bulamadık.

Bunu daha süslü anlatmanın yolları var — “pazar hazır değildi”, “zamanlama erkendi” — ve ikisi de kısmen doğru. Ama asıl sebep şu: bir aracı satmak için gereken zamanı satın alacak kadar nakit toplayamadım. Üç kişinin maaşını ödüyordum, kurumsal satış döngüleri aylar sürüyordu ve ben CEO olarak yatırımı getirmekle yükümlüydüm. Getiremedim.

Kapatma kararını almak, kurmaktan zordu. Çünkü kapatırken de doğru davranmanız gerekiyor: ekibe önceden söylemek, maaşları eksiksiz ödemek, kullanıcılara haber vermek. Şirketin son işi buydu ve bunu düzgün yaptık.

Sonrası

WalkMe, biz kapandıktan sonra 15 milyon dolar daha topladı ve San Francisco’ya taşındı. Ofisleri, benim daha sonra Udemy’de çalıştığım ofisin iki blok ötesindeydi. Her gün önünden geçtim.

Bunu bir trajedi olarak anlatmıyorum, çünkü değil. Aynı fikri aynı yıllarda gördük; onlar o fikri finanse edebilecekleri bir yerde, biz edemeyeceğimiz bir yerde kurduk. Aradaki fark zekâ değil, sermayeye olan mesafeydi.

Drawium bana üç şey öğretti. Birincisi, bir ürünün doğru olması onun satılabileceği anlamına gelmiyor; satışı finanse edecek zamana da ihtiyacınız var. İkincisi, kurucu olarak en pahalı hatalar teknik değil, insanla ilgili olanlar oluyor. Üçüncüsü, kapanan bir şirket başarısızlık değil, bitmiş bir deneydir — ve o deneyin sonuçlarını dürüstçe yazabildiğiniz sürece işe yarar.

Bu sayfa da o yüzden var.

Teknoloji

  • JavaScript
  • Bookmarklet
  • Gömülü JS kütüphanesi

Bağlantılar

Yorumlar

Burada henüz kimse konuşmamış. İlk sözü siz söyleyin — katılmadığınız yeri yazarsanız daha da iyi.

Yorum yazın

Yorumlar önce bana geliyor. Onayladığımda burada, adınızla birlikte yayımlanıyor.

Yayımlanmaz. Sadece gerekirse size dönebilmek için.